ANGOLA

  • “Angola’yı neden kimse yazmamış?” diyordum. Kimse gelmediği için olabilir mi? 30 yıla yakın süren iç savaş nedeniyle dünyaya kapalı kalmış, insanların hâlâ gitmekten korktuğu bir ülkedeyim. Acı bir nedenden de olsa turistik olmamış ve turizmin getirdiği dejenerasyona uğramamış olması beni cezbeden sebeplerden bir tanesi oldu. Ülkenin güney kıyılarında küçük çaplı iç turizm söz konusu. Bu bölgelere gelenler ise daha çok Luanda’da çalışan yabancılar, zengin yerliler ve iş adamları. Halkın yüzde 95’i seyahati düşünebilecek ekonomik güce sahip değil.
  • Ülke petrol, doğal gaz, değerli taş konusunda çok zengin. Toprakları verimli ve suyu bol. Senede 4 kez ürün verebilecek olan topraklarda üretim yapılmıyor. Elmadan iğne ipliğe her şey ithal ediliyor. Bu nedenle Angola dünyanın en pahalı ülkelerinden bir tanesi. Luanda için Tokyo’dan sonraki en pahalı ikinci şehir deniyor. Ne yazık ki Luanda kendisi için harcanan parayı hak etmiyor. Güzel bir şehir olmadığı gibi tehlikeli ve yorucu da. Tokyo, düzeni, emniyeti ve güzelliğiyle fedakârlıkları hak ediyor olabilir ama Luanda’da kalıp para ve zaman kaybetmeye değmez. Luanda konaklamasını perşembe veya cumaya denk getirip hafta sonu turlarıyla Kissama Park, Kalandula, Malange, Miradouro de Lua görülüp güneye geçilmeli.
  • Ülkede yaşayan yabancılar, iyi durumdaki Portekizliler, zengin yerliler özel güvenliği olan, spor ve alışveriş merkezlerini içinde barındıran sitelerde yaşıyorlar. Tabii ki bu sitelerin ve şehir içindeki ve dışındaki birçok özel mülkün çevresi 2 metrelik duvarlarla ve tel örgülerle çevrili. Kapı önlerinde plastik sandalye üzerinde 24 saat nöbet tutan üniformalı Angolalıları görmek çok doğal. Bankaların, büyük mağazaların, devlet dairelerinin, benzin istasyonlarının etrafında otomatik tüfekli polisler ve askerler nöbet tutuyor.
  • Şanslıysanız bir ATM’de para bulabiliyorsunuz. Uluslararası para transferi de mümkün değil. Kredi kartlarım da işe yaramadı. Zaten kart kullanmak kur farkı yüzünden hiç akıllıca değil. O nedenle bu ülkeye dolar veya euro getirip “black market” denilen sokak satıcılarından kwanza alarak nakit harcama yapmak gerekiyor.
  • Luanda hariç ülkenin diğer kesimleri güvenli, insanlar daha sıcak ve yardımsever.
  • Beyaz ve yalnız bir kadınsanız cebinizde biber gazı taşıyın ve sakın karanlığa kalmayın, özellikle Luanda’da. Paranoya yok, tedbir var, gezmeye devam. Luanda’dan güneye doğru indikçe insanlar daha sıcakkanlı ve misafirperver olmaya başlıyor.
  • Beyaz insan bu topraklara, bu insanlara hep kötülük getirmiş. Beyazlara karşı (hangi ülkeden ve hangi dinden olduğumuz fark etmiyor) haklı bir önyargı içindeler. Köleliğin, sömürünün, iç savaşın verdiği acıları unutmamışlar. O kadar yoksul, yoksun ve kargaşa içinde bırakılmışlar ki nasıl unutsunlar!
  • Minicik çocuklar okula giderken plastik sandalyelerini başlarına yerleştirip beraberlerinde götürüyorlar. Bu çocuklar şanslı olanlar.
  • Toplu taşıma araçları ve yollar birkaç ülkeye nazaran daha konforlu.
  • Kapoera dansı Angola kökenli bir dans. Sömürge döneminde Güney Amerika’ya köle olarak satılan Angolalılar geleneksel danslarını da beraberlerinde götürmüşler. Günümüzde Brezilya’ya mal edilen kapoera çalgılarının asıllarını Angola’da günlük yaşamda veya müzelerde görmek mümkün. Bai Azul sahilinde teklifsiz dans gösterisi yapan küçük çocukları unutmayacağım.
  • Angola’da bütçe müsaade ediyorsa araba kiralamak elzem, mümkünse çevreyi bilen bir şoförle birlikte. Ülke turistik olmadığı için parklara, şelalelere, hatta bazı bölgelere toplu taşıma aracı yok. Şehirler arası ulaşımda sorun yok.
  • Kilometrelerce uzanan el değmemiş geniş sahiller görmek çok güzel. Kısa zamanda olacağını zannetmemekle birlikte ülke turizme açılmadan ve o sahiller betonlaşmadan gidilmeli.

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.