Deniz Çingeneliği (Yelkenstop)

Phuket Yacth Haven Marina

Teknede birinci günüm…

Katamaran Admiral 38, 2008 yapımı, 11,5 metre, 7,5 ton. Tekneyi findacrew.com’dan buldum. Ekibe ihtiyacı olan teknelerin ve tekne ile dünyayı gezmek isteyenlerin buluştuğu internet sitelerinden bir tanesi. İlk kez bir katamarana ayak basıyorum. Katamaranların çabuk alabora olduğunu duymuştum. Allahtan hayırlırsı! İlk iş mutfağı temizliyorum. İkisi de yemek pişirmediği için çok kirlenmemiş ama yine de içime sinmiyor. Biliyorum ki yemek işi benden sorulacak. Ocağı ve tezgahı ciflerken neler olabileceğini düşünmeden edemiyorum. Özel alanıma saygı duyulacak mı, uygunsuz bir davranışla karşılaşacak mıyım, emirler yağdırılıp canımdan bezdirilecek mi, sabahın kör vaktinde uyandırılıp kahvaltı hazırlamak zorunda kalacak mıyım?

İkinci gün…

Sabah 10’a doğru uyandığımda Lane ile kaptan tuvaleti tamir ediyorlardı. Bir de bilmem neyin tamiri için usta bekliyorlar. Usta tabii ki gelmiyor. İş bittikten sonra Lane marinanın havuzuna gitti. Öğleden sonra Jimmy ile birlikte tekneyi yıkadık. Keyifli bir iş. En azından 40 derecelik mutfaktan daha serin.

Sıra ne pişireceğime geldi. Jimmy bana mutfakta ne var ne yok nasıl kullanılır anlatıyor. Bütün dolapları açıp malzemelerin yerini gösteriyor. Ocağın arızalı düğmesini mandalla nasıl sabitleyeceğimi tarif ediyor. Dayanıklı malzemeler ve baharatlar konusunda şimdilik sıkıntı yok. Ama sebze olarak sadece üç tane patates ve iki tane soğan var. Pilavmış gibi davranan haşlanmış pirinç de buzdolabında kaderine terk edilmiş. Patates yemeği pişireceğim, pilava da mercimek ekleyip çorba yapacağım. Patates yemeği güzel oldu, bayıldılar. Ama çorba niyetine yaptığım pilav ve mercimek karışımı lapaya dönüştü. Neyse ilk gün olur böyle şeyler.

Üçüncü gün

Jimmy ve Lane bugün de bir şeyleri tamir ediyorlar. Kafaları devekuşu gibi sürekli yerdeki dolapların içinde. Usta gelmiyor. Havuza gidiyorum. Ardından yakındaki köye yürüyorum. Bu köy Müslüman köyü, küçük bir camisi var. Kadınların hepsi örtülü ama çalışma hayatının içindeler. Çoğu sokakta yemek yapıp satıyor. Motor kullanıyor. Evlerinin önünde tezgah açmış bir kadından şişte tavuk kızartması alıyorum. Poşetin içine koyup bir de sos ekliyor. Sos o kadar güzel ki, tatlımsı, ekşimsi, bol acımsı…

 Yarın sabah menemen yapmak niyetindeyim ama yeşil sivri biberi bulabilene aşk olsun. Haşlanmış mısır satan Annah’a biberi tarif etmem biraz vakit alsa da telefonundan dolma biber resmi bulup gösteriyor. Birçok Thai’li gibi o da çok güler yüzlü. Köyde yok ama seni şehirdeki markete götüreyim diyor. Hemen motorunu çalıştırıyor ve beni arkasına attığı gibi şehre götürüyor. Bir dakika önce tanıştığım bu kız hiçbir şey beklemeden sırf yeşil biber bulabileyim diye mazot harcıyor. Sonuçta yeşil biberi buluyorum. Lane’in köyden aldığı domatesler ve yumurtalar da menemen için hazırolda sabahı bekliyorlar.

Dördüncü gün

Menemenler yeniyor. Usta gelmiyor. Kahveler içiliyor. Usta gelmiyor. Jimmy ve Lane yine de tamir edecek bir şeyler buluyor. Acaba bu tekne arızalı mı, hep böyle tamirle marinada mı bekleyecek? Sıkılmaya başladım ama. Usta gelmiyor.

Öğleden sonra… Usta geliyor. Başını tekneye gömüp bir parça çıkarıyor. Gidiyor.

Akşam Jimmy ile Mama and Papa’ya yemek yemek için giderken Metin’in inşaat halindeki lokantasının önünden geçiyoruz. Metin kan ter içinde çalışıyor. İçeriden Olcay ve Thai’li kız arkadaşı çıkıyor. Hep birlikte eski ahşap evlerin önündeki küçük yoldan yürüyerek deniz kıyısına iniyoruz ama lokanta kalabalık. Metin “Köşedeki Müslüman lokantasına gidelim.” diyor. Müslüman oldukları için değil, mutfakları tertemiz olduğu için…

Olcay yirmi yıldır yurt dışında yaşıyormuş, dünyayı gezmiş. Kendi teknesini de kendisi inşa etmiş. Marinalarda tekne tamiratı yaparak geçimini sağlıyor. Bu çevreyi de iyi biliyor. “İletişimde kalalım, canını sıkacak bir şey olursa başka bir tekne buluruz.” diyor.

 

Teknede 3 kişiyiz. Jimmy teknenin sahibi. İrlanda Belfastlı. 2011 yılında eşini aniden kaybettikten sonra moral toplamak için gittiği kardeşinin şehri Cape Town’da tekne almaya karar veriyor ve o günden beri denizlerde. Evine yılda sadece on gün gidiyormuş. Aksanını hiç anlamıyorum. Tekrar tekrar soruyorum. Bazen yorulup, onu da çok yormamak için, anlamış gibi yapıyorum. Bir gün “Senin İngilizceni hiç anlamıyorum.” dediğimde onun cevabı “Boşver, İngilizler bile anlamıyor.” oldu.

Lane… ABD Teksas kökenli ama babası pilot olduğu için birçok ülkede bulunmuş. Endüstri mühendisi imiş ve ABD’li birkaç büyük firmanın CEO’su olarak çalışmış. Lane’in konuşmasını daha iyi anlıyorum. Teknede Belfast aksanı, Teksas aksanı ve Türk aksanı birbirine karışıyor. Onların anlaşmasında bir sorun yok ama bazen üçümüzün de birbirimize boş gözlerle baktığımız oluyor. Marinadayken her şey yolunda ama denize açıldığımızda komutları anlayamazsam veya yanlış yapar da tehlikeli bir duruma düşersek diye korkuyorum. Jimmy İngilizce bir yelkene giriş kitabını elime tutuşturuyor. Türkçeleri bile karmaşıkken İngilizcelerini nasıl öğreneceğim?

Ekip uyumlu. 70’lerindeki bu iki delikanlı çok beyefendi ve bana karşı çok saygılı ve nazikler. Çok da cana yakın ve rahatlar, sürekli espri yapıyorlar. Teknede kimse kimseye görev biçmiyor. Kimse bana “sabah 7’de kahvem hazır olacak, öğle ve akşam yemekleri şu saatte yenilecek, tuvaletler temizlenecek, direkler ovulacak, vinçler parlatılacak.” demiyor. Ben yemek yapıyorum, bulaşıkları yıkıyorum. Bulaşıkları bazen onlar yıkıyor. İkisi 7’de uyanırken ben en erken 9’da uyanıyorum. Lane kahvaltı yapmıyor, yemek düşkünlüğü de yok. Jimmy kalkınca bir kahve içip kahvaltı için beni bekliyor. Ama hiç sızlanmıyor. Sıcakta öğle yemeği hazırlamak gerçekten bunaltıcı. Şaşaklarımdan ter aktığını gören Lane “Komplike yemekler yapma, basit yemekler yap, biz her şekilde doyarız” diyor. Ne yani, ben kaç gündür gözlerine girebilmek için kendimi boşuna mı paraladım! Gerçi yaptığım en karmaşık yemek patates ve yanına mercimekli pirinç pilavıydı. Peki o zaman bu akşam hazır domates soslu spagetti yiyeceğiz.

Masraflara gelince… Jimmy ile yazışmalarımızda herhangi bir ücret istemediğini söylemişti. Sadece lokantalarda yediğimiz yemekleri herkes kendisi ödeyecek demişti. Ama dolapta fazla bir şey yok, alacakmış gibi de görünmüyor. Belki marinadan önce alışverişe gideriz diye umuyorum. Lane “Hiç sanmam. Bu adam bizi denizin ortasında açlıktan öldürecek.” deyip gülüyor.

Denize açılmaca…

Usta geldi, tamir etti ve gitti. Markete gitmedik. Kaptanın aniden hadi gidiyoruz talimatıyla on dakika içinde denize açıldık. Yelkenstop yaptığım ilk teknedeyim ve heyecanlıyım. Phuket adasının sağından güneye ineceğiz. Aaa unutmadan… Marinadan ayrılmadan birkaç dakika önce Rus turistleri taşıyan bir katamaran yanaşıyor. Kaptan Lane’i tanıyor, birkaç kez selamlaşmışlar. Teknede geziden arta kalan bütün malzemeleri bize veriyor. Şimdi bolca suyumuz, meyve suyumuz, mısır gevreğimiz vs var. En önemlisi de bir kavanoz Nutella! Bu bir mucize:)

 

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.