ENTEBBE BEBELERİ

Jinja’ya çok yakın meşhur Hairy Lemon adasında birkaç gün yüzüp güneşlenme fikri çok cazip geliyor, özellikle çılgın rafting macerasından sonra. Ama başka planlarım var ve bunun için bütçe lazım. Hairy Lemon ve Ngamba Island Chimpanzee Sanctuary (şempanze barınağı) es geçtiklerim listesine giriyor. Jinja’da Nile River Explorers’ta konaklayarak rafting yapanlar için Kampala’ya ücretsiz transfer hizmeti var. Minibüs beni Kampala’da Red Chilli Hideaway’de bırakıyor. Geniş bir bahçesi, kamp alanı, yüzme havuzu ve kısmen orman kısmen göl manzarasıyla hoş bir yer. Yurttaki ranzama yerleşip havuza koşuyorum hemen.

Kampala’nın üzerine çöken ağır kirli hava şehri görünmez kılmış âdeta. Berbat bir trafik yoğunluğu var. Şehre girer girmez buradan bir an önce kaçmayı planlıyorum.

Akşam boda bodayla Ndere Centre’deki davul ve dans gösterisini izlemeye gidiyorum. Her akşam açık havada tekrarlanan  gösteriyi açık büfe yemek satın alarak izliyorum. Gösteri çok güzel, yemekler lezzetli, fiyat makul. Bu merkezde davul ve yerel çalgılar kursu da veriliyor.

Ertesi gün Entebbe’deki köye hareket ediyorum. Burada bir yetimhane var, okul olduğu söylendi ama okul hem devlet okulu hem çok uzakta hem de gönüllüye ihtiyaç yok. Liseye giden 3 kız ve 3 erkek kimsesiz gence Mama diye hitap ettikleri bir kadın ve oğlu Steven bakıyor. Gençler çocukluklarından beri buradalar. Bir de babası olmayan 10 yaşındaki Isac annesiyle birlikte aynı yatakta yatarak bu evde kalıyor. Gençlerin ranzaları var. Benim gibi misafirleri ise çift kişilik cibinlikli bir yatağa yerleştiriyorlar. Yatak ve yiyecek için günlük 3 dolar ödüyorum. Bir İngiliz aile burada üç yıl kalmış. Ülkelerinde topladıkları bağışlarla muz bahçesi yapmışlar. Bir başka gönüllü ise domuz almış. Bir başka gönüllü topladığı parayla gençlerin yıllık eğitim ücretini ödemiş.

Ailede herkes çok cana yakın, utangaç, saygılı ve çalışkan. Okuldan geldikten sonra hemen yemek ve temizlik işine girişiyorlar. Kendi aralarında dönüşümlü olarak işleri paylaşmışlar. Solar kaynağıyla elektrik sağlıyorlar, düşük voltajlı bir ışık var ama büyük iş görüyor. Akşam yemeği yenir yenmez hemen yataklara gidiliyor. Ders çalışmaya nasıl vakit buluyorlar bilemedim. Gençler okula kahvaltı yapmadan gidiyor, harçlıkları olmadığı için öğlen de yemek yemiyorlarmış. Okuldan gelir gelmez öğlenden kalan tatlı patates ve fasulye ezmesine saldırıyorlar. Ben ve evde kalanlar ise sabah küçük bir parça çapati (gözleme), bazen yumurta ve bir bardak çay, öğlen istisnasız tatlı patates ve fasulye karışımı ezme yiyoruz. Akşamları ise evde ne varsa o pişiyor. Çoğunlukla tekrar patates ve fasulye yeniyor, üzerine bir çorba kaşığı domatesli soğanlı sos gezdiriliyor. Maze (meyz) denilen mısır unu lapasının yanında haşlanmış kuru fasulye de çok sık tüketiliyor.

Evin yanında eski bakımsız ama güzel bir yapı var. Şu anda iki keçi için ahır ve birkaç çuval ot için ambar olarak kullanılıyor. Gençlerden birisi de burada uyuyor. Bu evin bir odasını okul yapmak gibi bir niyet var ama bunun için malzeme ve işçilik dâhil 400 dolar gerekiyor.

Evde su ve tesisat yok. Avludaki şehir şebekesi musluğundan ise damla akmıyor. Sosyal medyada durumu fotoğraflarla paylaşıyorum ve kendimce bir yardım kampanyası başlatıyorum. 5 lira gibi küçük rakamların büyük sorunları çözdüğünü özellikle belirtiyorum. Sadece ailem ve bir arkadaşımdan gelen bağış haricinde hiçbir merhamet belirtisi, hiçbir hatır belirtisi, hiçbir cömertlik belirtisi göremiyorum. İlgisizlik beni çok şaşırtıyor. Hiç beklemiyordum. Bir iki gün sonra mesaj göndererek “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye soran bir arkadaşıma yardımdan bahsediyorum. Aylık kıyafet masrafının en az 2 bin lira olduğunu kendisi itiraf eden bu arkadaşım “Allah yardımcın olsun.” demekle yetiniyor. Ama dualar, iyi niyet dilekleri, beğeniler, yorumlar bu çocuklara yetmiyor. İnsan gözüyle görüp içinde yaşayınca daha iyi anlıyor.  Ülkeme döndüğüm zaman daha da yalnızlaşacağımı yola çıkmadan önce biliyordum. Belirtiler beni haklı çıkartıyor. Çevremi tekrar gözden geçiriyorum ve belli ki döndüğüm zaman hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

İki gün içinde çocuklarla birbirimize çok fena alıştık. Bütün gün birlikteyiz. Canımız ne zaman isterse o zaman teneffüs yapıyoruz. Teneffüslere çocuklar karar veriyor, onlara soruyorum, oyun diyorlarsa oyun, ders diyorlarsa ders. Öğrenci de biziz, öğretmen de biziz, müdür de biziz, müfettiş de biziz! Dışarı çıkınca bir saniye yalnız bırakmıyorlar. Yürürken eteklerimi tutuyorlar, oturduğum zaman dizlerime yatıyorlar, saçlarımı okşuyorlar. Hiç konuşmadan yüzüme bakıp gülümsüyorlar, ardından utanıp başlarını eğiyorlar. Bazen ellerimi tutmak için birbirlerini itiyorlar. Ama bunun da çaresini bulduk. Ellerimi onlara verdim, onlar da paylaştılar. Her parmağımı minik bir el tutuyor şimdi. On parmağımda on çocuk!

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.