2 Mart 2018… Saat 11.00… Hava alanına giden otobüste olmam gerekirken Royal Palace’tayım. Kralın eşlerinden birisi birkaç hafta önce vefat etmiş ve bugün cenaze töreni var. Sadece kraliyet ailesinden bir kişinin ölümü nedeniyle düzenlenen ender törenlerden, belki birkaç yılda bir, belki on on beş yılda bir rastlanabilecek türden. Dün akşam öğreniyorum ve hiç tereddüt etmeden Avustralya’ya gitmekten vazgeçiyorum. Airasia’dan yaklaşık 300 TL’ye aldığım biletin tarihini uçuşa 48 saat kala değiştirmek mümkün değilmiş. Biletim yanacak ve yeni bir bilet alacağım, çare yok. Şehir dışından hatta ülke dışından sadece bu töreni izlemek için gelen insanlar varken benim olay mahallini terk etmem söz konusu olamaz.

Ngaben veya Pitra Yadyna Pelebonor da denilen Hindu cenaze merasimi özel bir Bali geleneği. Tören için 20 metre yüksekliğinde, birkaç ton ağırlığında bir kule ve kraliyeti simgeleyen dev bir siyah boğa maketi yapılmış. Kulenin her tarafı rengârenk masklarla, tanrı ve tanrıçaları tasvir eden resimlerle, çiçeklerle, altın renkli parlak kartonlardan kesilip yapıştırılmış motiflerle süslenmiş. İki yana açılmış görkemli kanatlarıyla da uçacakmış gibi görünüyor. Boğanın boynuzları ve ayakları sarı simlere bulanmış, beline de beyaz bir kuşak bağlanmış. Tonlarca ağırlıktaki maketlerin inşası üç ay sürmüş. Büyük bambuların birbirlerine bağlanarak sabitlendiği kaidelerin üzerine oturtulmuşlar.

Tören bir gece önce geleneksel Bali dansları ve doğaçlama yapılan tiyatro gösterisiyle başladı. Vurmalı sazların ağırlıkta olduğu müzik dansçıların hareketleriyle birlikte hızlandı ve yavaşladı. El, ayak ve parmak hareketlerinin her biri ayrı anlam taşıyor. Aslında onlara dansçı demek biraz eksik olur, onlar birer aktör ve aktirist. Erkek oyuncuların yüzünde iyiliği ve kötülüğü temsil eden maskeler var. Hindu inancına göre ruh tekrar tekrar hayata dönüyor. Yeni beden bir insan olabildiği gibi bir çiçek veya hayvan da olabiliyor. Doğaçlama komedi gösterisinde de karmadan bahsediliyor. Tütün çiğnemekten gözleri ve dişleri kıpkırmızı olmuş, geleneksel kıyafetli, çıplak ayaklı Balili bir adam pat diye yanımda bağdaş kurup oturuyor. Oyunculara kahkahalarla gülerek bazen sözlü karşılık veriyor. Aktörlerden birisini göstererek “O benim öğretmenim, Denpasar üniversitesinde doğaçlama komedi-tiyatro bölümünde hocalık yapıyor.” diyor.

Sabah 11.00’de Kraliyet Sarayının etrafında toplanmış her milletten insanın arasına karışıyorum. Yerliler, turistler kadın-erkek herkes saranglarını giymiş törenin başlamasını bekliyor. Anonslarla önce kabine üyeleri geliyor ve yüksekçe bir beton yapının üzerine diziliveriyorlar. Sandalye yok. Ayakları çıplak. Etraflarında (en azından görünürde) onlarca koruma da yok. Kalabalığa el sallıyorlar; topluluk onların, onlar da topluluğun fotoğraflarını çekiyor. Endonezya’nın çıplak ayaklı kabinesi birbirleriyle ve halkla şakalaşıp gülüyor. Meydandaki hiç kimsede yas belirtisi yok. Çılgın bir eğlence de yok. Herkes bayramlıklarını giymiş, kadınlar makyajlarını yapmış, saçlarına çiçekler takmış. Geleneksel kıyafetli, güneş gözlüklü bir taşıyıcının bana dönüp neşeyle “Welcome to the party!” demesiyle aslında bunun acılı bir cenaze töreni değil, yeniden doğuşa giden yolculuğu kutlamak olduğunu anlıyorum.

Meydana önce davullar, ardından dev maketleri taşıyacak erkekler geliyor. Kalabalık alkışlıyor. Gençler gururlu ve heyecanlı. Daha önce pratik yapmadıkları bir olayın içindeler. Yüzlerce kişinin her biri birkaç ton ağırlığındaki maketleri aynı anda kaldırıp, elli altmış metre koşarak aynı anda yere bırakması gerekiyor. Caddenin köşelerini nasıl dönecekler peki? Bunu seyircilere ve kendilerine zarar vermeden yapabilecekler mi merak ediyorum. İşin içinde kuleyi devirip tepedeki tabutu, içindeki meftayı, ona refakat edenleri 20 metreden aşağı savurmak, maketin parçalarını taşıyıcıların ve seyircilerin üzerine düşürmek de var.
Rampadan bahsetmeyi unuttum. Kulenin inşası için yapılan rampa şimdi tabutun kuleye taşınması için kullanılıyor. Beyaz kumaşa sarılı tabut insan gücüyle çekilerek kulenin üst katlarından birisine yerleştiriliyor. Merhumenin eşyaları, hediyeler ve gıda maddeleri de unutulmuyor.

Anonsla birlikte davullara daha kuvvetli vuruluyor. Farklı köylerden gelen yüzlerce taşıyıcı bambu kaidenin içindeki bölmelere yerleşiyor. Birkaç yüz kişi ise önden yola çıkıyor. Yorulanların yerini onlar alacak. Bu onurlu yürüyüş 1 km sürecek ve Monkey Forest’ın girişindeki krimatoryumda son bulacak.

Madem bu tören uğruna uçak biletimi yaktım cadde üzerindeki bir kafede oturup önümden geçip gitmelerini izlemekle yetinemem. Onlarla birlikte ilerleyip eğlenmem ya da sıcakta koşturup acı çekmem lazım.

Taşıyıcıların kendilerine ve birbirlerine kuvvet vermek için bağırışlarının ardından önce boğa havalanıyor, 50-60 metre ilerliyor, yere konuyor. Birkaç dakika dinleniliyor, direktifle tekrar omuzlar üzerine alınıyor, polisler nazi biçimde insanları kenara itiyor. Kaideler caddenin tamamını kaplıyor, seyirciler kaçışıp duvarlara yapışıyor, kafelerin veya dükkânların içine giriyor.

Kuleye bağlanmış yirmi otuz metre uzunluğunda sembolik beyaz bir halat var. Kraliyet ailesinden iki hanım halatın ucundan tutmuş meftanın fotoğrafıyla birlikte en önde koşar adım ilerliyor. Düşüp ezilmelerini önlemek için yanlarında birkaç koruma var. Halatın her santimetrekaresine bir el yapışmış. Bir el de benimkisi. Yanımda 70’lerinde beyaz sakallı bir amca var. Cenazenin taşınmasına yardım etmenin gururunu yaşıyor. Bazen gülerek bazen çığlık atarak bazen ezilmekten tırsıp kaçarak koşuyorum. Dikkatimi çekiyor, çevremde benden başka yabancı yok, yerli de olsa kadın yok. Yanlış bir şey mi yapıyorum acaba? Amaaan boşver. Herkes beni cana yakın karşıladığına göre sorun yok. 1 kilometrelik yolu dura kalka, bağıra çağıra, güle oynaya, yürüye koşa 2 saatte tamamlıyoruz. Hava çok sıcak ve nemli. Krimatoryuma ulaşıyoruz. Boğa beton kaidenin üzerine alkışlarla yerleştiriliyor. Şimdi herkes kuleyi bekliyor. 10 dakika sonra kule sallana sallana, yalpalaya yalpalaya köşe başında görünüyor. Kanatlarından birisi kırılmış. Kalabalık sessizleşiyor. Rampayla temas ettiği an alkış ve çığlık kopuyor.

Saat 13.00… Hava alanında check-in sırasında olmam gerekirken bir kepçe aracının üzerindeyim. Napiyim en iyi buradan izleyebiliyorum. Kulede tabuta eşlik edenlerden birisi fenalaşmış olacak ki karga tulumba indiriliyor. Ardından boğanın sırtı açılıyor, tabut rampadan ipler yardımıyla kaydırılıyor. Merhume boğanın içine yerleştiriliyor, eşyalarıyla birlikte. Boğanın sırtı kapatılıp beyaz kuşaklarla bağlanıyor. Boğa biraz sonra karnında bir ölüyle birlikte yakılacağını bilmiyor. Yine kraliyet ailesinden birisi olacak ki eline tutuşturulan meşaleyi boğanın altındaki yığına doğru uzatıyor. Boğa alev alıyor.

Saat 15.00… Perth’e giden uçakta olmam gerekirken itfaiye aracının tepesindeyim. Endonezya medyasıyla birlikte töreni izliyorum. Boğa ve karnındaki ölü beden iki saattir yanıyor. Normal ateşle kemiklerin tamamen küle dönüşmesi beş altı saati bulacağı için kuvvetli ateş veriliyor. Törenin daha çabuk bitmesi sağlanıyor. Boğanın bütün gövdesi küle dönüşüyor ama sarı boynuzlu kafası bütün haşmetiyle duruyor. Bir sopa yardımıyla düşürmeye çalışıyorlar ama gurur yapıyor, başını alevlere teslim etmiyor. Kule yolda biraz hırpalansa da bütünlüğünü koruyor. Parçalara ayrılıp atılacak, belki o da yakılacak ve bir daha kullanılmayacak.

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.