GORONGOSA MİLLİ PARKI

Sabah 6… Yine 6… Portekizli Katarina ve Lilianda ile yola çıkıyoruz. Meşakkatli bir yolumuz var. Önce 2 km ötedeki Vilanculo şehir merkezine yürüyoruz. Vilankulos-Pambara-Inchope-Gorongosa bugünkü güzergahımız olacak. ilk durağımız Pambara. Yol üstünde inip güneşin altında yaklaşık 2 saat bekledikten sonra Maputo’dan gelen büyük otobüse yerleşiyoruz.

Maputo’dan gelen express otobüs durmuyor, sadece yolcu indirip bindiriyor. Ne zaman ihtiyaç molası vereceğimizi soruyorum muavine. “No stop” diyor, arabanın arkasındaki tuvalet bölmesini gösteriyor. O bölmeyi hayatta kullanmayacağım gibi koridorlardaki kasaları, üzerlerinde oturan insanları, tavukları, ananasları, patates çuvallarını geçmem de mümkün değil zaten.

Bir yerde durmalarını rica ediyorum. Şoför uygun bir yerde sola çekiyor. (Trafik soldan akıyor) Otobüsün yarısı dışarı atıyor kendisini. Saklanacak bir çalı arayan tek kişi benim. Hanımlar otobüsün hemen arkasına çömeliyorlar. Erkekler de en fazla bir iki metre uzaklaşıyorlar. Birkaç dakika içinde herkes toparlanıyor, yüklerin üzerinden atlayarak koltuklarına yerleşiyorlar ve yolculuk devam ediyor.

INCHOPE (inşop)

Inchope’da iniyoruz. Çehreler değişiyor. Ana yol üstü ve kavşak olmasına rağmen insanların yoksulluğu ve tedirginliği hissedilir düzeyde. Sahil kesimindeki turizmden gelen gelir buralara hiç uğramadığı gibi iç savaştan da etkilenmişler. 3 ay öncesine kadar bu civarda 3 farklı grup yeraltındaki ve yerüstündeki zenginlikleri paylaşamadıkları için çatışıyorlarmış. Devlet orduyu göndermiş. Bunu da “Military convoy” olarak tanımlıyorlar. Tek ulaşım ağları olan bu yol büyük hasar görmüş. Ayrıca çok sayıda yanmış otobüse şahit oluyorum. Hayatımda bu kadar hasarlı bir asfalt yol görmedim ama neyse ki uçurum yok. Nepal’deki yolda bir de uçurum vardı. Tırlar, kamyonlar, otobüsler 2, 3 metre genişliğindeki en az 30 santim derin çukurlardan kaçabilmek için sürekli zigzaglar çiziyorlar.

Gida 25 yaşlarında bir genç adam. Minibüste karşılıklı oturuyoruz. Aramızda yaklaşık 30 cmlik bir mesafe ya var ya yok. Mozambik’teki araçlar çok daha eski ve alabildiği kadar yolcu alınıyor. Uzakdoğuluların aslında kendileri için tasarladıkları o minyon minibüslere burada katlanır koltuklar eklenmiş. Saydım, kaptanla birlikte 23 kişiyiz. Bu samimiyette Gida, kayınbiraderi ve 6 yaşındaki yeğeni Zekeriya ile sohbete başlamamız uzun sürmüyor ve aramızdaki muhabbet şu şekilde gelişiyor. Gida’nın yeni yeni İngilizce kursuna gitmeye başladığını hatırlatayım.

Ailesini soruyorum:

-Do you have a family?

-Me dad killed (Eliyle boğazını keser gibi yapıyor)

-Your dad is killed???

-Yes, me dad.

-Why?

-Dont know.

-By whom?

-Yes

-Who kill?

– Yes.

– I mean, why, by whom?

-Soliteri.

-Soldiers?

-Yes

-Soldiers killed your father?

-Yes

-Oh my God.

-Yes

-But why?

-Yes.

-Why?

-Dont know.

-Civil war? (Direkt iç savaşla bağlantı kuruyorum)

-Yes

-Ta ta ta ta…? (Makineli tüfekle ateş eder gibi yapıyorum, emin olmak için)

-Yes.

-Oh no. I m so sad.

-Yes.

Bir süre birbirimize bakıp olayı çözmeye çalışıyoruz.

-Me father mind go… (Eliyle kafasında daireler çiziyor)

– At civil war? (Sivil savaşta mı aklını kaybetti?)

-No.

-Crazy father… Hospital… Timing timing timing and killed.

-Why?

-Dont know.

Hikâyenin aslı: Gida’nın babası akıl sağlığını kaybetmiş. Uzunca bir süre (timing timing timing) hastanede (soliteri dediği şey aslında saniteri yani senatoryum) tedavi görmüş ama iyileşememiş ve aniden öldüğü söylenmiş.

Maxixe’ten gelen Zekeriya ve babası Gorongosa’ya akraba ziyaretine gidiyorlar. Zekeriya yanımda oturuyor, sokağa ilk kez çıkmış gibi etrafı büyük bir hayretle izliyor. Utangaç. Biraz gıdıklıyorum, yumulup gülüyor. El vurmaca öğretiyorum, hatırım için oynadığının farkındayım çünkü yanımızdan her kamyon geçişinde başını uzatıp dışarıyı görmeye çalışıyor. Etrafına bu kadar hayretle bakan bir çocuk görmeyi özlemişim. İyi ki teknolojiden uzaklar.

Çok karanlığa kaldık. Geç oldu. Korkmam mı lazım? Niye? Karanlığa kalan yalnız ben değilim ki. Etrafımda onlarca insan, çoluk çocuk, kadın erkek, minicik bir araçta sıkış tıkış evlerimize gitmeye çalışıyoruz. Afrika’ya geldiğimden beri dikkatimi çeken bir şey var, o da insanların toplu taşıma araçlarında kavga etmemesi. Kötü şartlarda yolculuk yapmalarına rağmen birbirlerine karşı saygılı, dikkatli, yardımcı ve kibarlar. Özellikle erkekler nasıl oturmaları gerektiğini biliyorlar.

GORONGOSA’DA SAFARİ

Parktaki ilk günümüzde öğleden sonraki safari turuna katılıyoruz. Rehberimiz İrlandalı Paul ile Mozambikli yardımcı rehber yani kartal gözü ile tanışıp araca yerleşiyoruz. Paul Dublin’de yaşıyormuş, bir tatilinde safari için Afrika’ya gelince “işte yapacağım iş bu olmalı” deyip kalmış. Mozambikli yardımcı rehberini “Benim kartal gözüm.” diyerek tanıştırıyor. Paul hem aracı kullanıp hem yerdeki izleri takip ederken Moz ise doğuştan gelen yeteneklerini kullanarak etrafı gözlüyor ve hayvan arıyor. Cipte her koltukta bir battaniye var ve içecekler de hazır.  İlk önce çok sayıda antilop, impala görüyoruz. Parkta 99 tane aslan varmış. Hepsinde elektronik tasma olduğu için GPS ile koordinatlarını saptamak zor olmuyor. Ağaçların üzerindeki akbabalar aslanların bölgesine girdiğimizin işareti imiş. 8 aylık 2 aslan yavrusu otların arasında oynuyor. Anneleri buralarda bir yerlerde mutlaka. Jeepin dört bir tarafı açık, bir yerden çıkıp üzerimize atlamaz inşallah. Arabayı terk etmeyi bırakın, ayağa kalkmak bile yasak. Fotoğraf makinelerinin klik sesleri rahatsız ediyor, sadece beni ve aslanları değil, bütün doğayı. Üstelik tehlikeli de. Rehber uyarıyor. Ama fotoğraf çekenlerin umurunda değil, heyecandan deklanşörlere defalarca basılıyor, akbabalar uçuyor, yavrular küsüp gidiyorlar. O metalik ses olmadan da güzel fotoğraflar çekilebilir. Bir de ciplerin motoruna susturucu takmalılar.

Bu gece Lili ve Keti ile birlikte onların çadırında kalacağım. İlk kez kamp yapıyorum. Benden çok onlar seviniyor. Resepsiyondan uyku tulumu ve mat rica ediyorum. Bulamayacaklarını söylüyor. Bir başkasına daha soruyorum. Bir battaniye ve havuz şezlongu minderi getiriyor. Hayatımdaki ilk çadır konaklamasını Afrika’da bir milli parkta makakların arasında geçirdim. Maymunlar gece boyunca çadırın etrafında gezindiler, yiyecek arıyorlar. Yiyecekleri çadırın içine aldık. Bütün gece yağmur yağdı. Çadırın içi sıcaktı, uyku tulumum olmadığı için birkaç kat giymiştim, battaniyeye ihtiyaç bile duymadım.

Sabah 6’da uyandık. Her yerim ağrıyor. Doğru düzgün uyuyamadım. Yağmurlu havadan dolayı hayvan görebileceğimiz konusunda biraz umutsuzum ama yine de sabah safarisine katılıyorum. Yine antilop, birkaç kuş, impala, domuz görüyoruz. Fillerin bölgesine gidiyoruz ama yoklar. Dönüşte yağmur hızlanıyor, battaniyelere sarılıyoruz.

Kamptaki eşyalarımı topluyorum, arkadaşlarımla birer kahve içiminden sonra sarılıp vedalaşıyorum. Transfer için araç kiralamıştım. Kendi aracınız yoksa başka seçeneğiniz yok. En yakın yerleşim yeri İnchope (inşop). Bu arada, kampta market yok. Hotelin restaurantı var ama pahalı olduğu için kızlar yiyeceklerini beraberlerinde getirdiler.

Kampa gidiş dönüş transfer, 2 safari, çadırda konaklama, kampa giriş ücreti toplam olarak 9.000 metikal ödüyorum.

Transfer aracı lüks bir kamyonet. Hemen arka koltuğa uzanıyorum, İnchope’a (inşop)  kadar 1,5 saat uyumak niyetindeyim. Araç yeni olduğu için rahat bir yolculuk yapacağımı sanmıştım ama yok, yolların ne kadar bozuk olduğunu unutmuşum.

Chimoio (şimoyo) dolmuşundayım. Her seferinde daha döküntüsü olamaz derken daha kötüsüyle karşılaşıyorum. Bunun direksiyonunun bazı parçaları birbirine kutu bantıyla tutturulmuş. Aracın parça parça olmuş kapanmayan kapılarından, vites kolundan, koltuklarından, tavanından hiç bahsetmeyeceğim. Ve tabii ki yine 23 kişiyiz, kucaklardaki çocuklar hariç. Şanslıyım ki en önde yer buldum. Arkama dönüp bakıyorum, ifadesiz yüzlerin arasında en fazla 20 cmlik bir mesafe var, omuzlar, bacaklar, kollar bitişik. Ulaşım konusunda en kötü sicili Mozambik’e veriyorum. İnsanlar siyam ikizleri gibi seyahat ediyorlar.

Chimoio çok hareketli, alışveriş şehri, Zimbabwe pahalı olduğu için buradan alışveriş yapılıp Zimbabwe’de satışa sunuluyormuş. Machipanda (maşipanda) dolmuşuna transfer oluyorum. Muthare sınır kapısına kadar gidiyorum. Rakım yükselmeye başladı. Dağlar yemyeşil. Yol yeni, yaşasın. Çinli şirketler Afrika’nın yollarını ve köprülerini inşa ediyor.

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.