HARARE

Sabah 5’te uyanıyorum. 6’da okul servisi yapan park görevlisi beni de Masvingo’ya bırakacak. Harare’de bir iki gün kalıp Kariba’ya gideceğim. Kasası kapalı külüstür bir kamyonetle geliyor. Kasada 3 çocuk var, beni görünce hemen gülüyorlar. Diğer duraklarda da çocuk alınca yaklaşık 15 kişi oluyoruz. Türk bayrağı hediye ediyorum, neredeyse boynuma sarılacaklar.

Şoförle konuşurken Harare’de kalmaktan vazgeçiyorum. Binalarla dolu bir şehirde vakit kaybetmektense doğrudan kuzeye Mana Pool National Parka gitmeye karar veriyorum. Masvingo’da inip otobüse biniyorum. 4 saatlik bir yolculuktan sonra Harare’ye yaklaştık. Şu anda otobüsten bildiriyorum! Kariba’ya ulaşmam akşamı bulur.

Harare girişinde çok büyük bir pazar alanı vardı. Aynı büyüklükteki pazarları birkaç yerde daha görüyorum. Şehirde çekici bir karmaşa var. O pazarlarda kim bilir neler vardır? Kalsam mı acaba?

İstasyona gelince ben daha inmeden yanımdaki teyze el çantamı alıyor, tanımadığım iki kişi de diğer çantalarımı. Neden olduğunu inince anlıyorum. Birden on kişi üzerimize çullanıp “mam, mam” “where are you going mam, where you go sister?” diyerek çekiştirmeye başlıyor. Gönüllü korumalarımın eşliğinde Kariba otobüsüne bindiriliyorum, valizlerimi de elleriyle yerleştirip gidiyorlar. Arkalarından “thank you” yu zor yetiştiriyorum. Kazağımı koltuğuma koyup (koltuk numarası yok, kim kaparsa) yemek bulmaya gidiyorum. Otobüs dolmak üzere, hemen kalkacak. Minik bir lokanta görüyorum, tenekeden, “Take away” yazıyor, ne yesem diye bakarken dün Dazzy’nin en ünlü yemeğimiz dediği Sodza’yı görüyorum. Ismarlıyorum. Kutu içinde büyükçe bir parça maze (meyz) denilen mısır lapası ve büyük bir parça kıkırdaklı kemik ve suyu. İki gündür uçan kaçan her şeyi yiyorum. Kuşlar midemde yuva yaptı, kuluçkaya oturdu. Hemen otobüse biniyorum, yemeğim muhteşem. Gerçekten çok lezzetli. Çok iyi geldi. Maze’i ekmek yerine, çatal kaşık yerine kullanıyorlar. Önce mazeden elle bir parça alıp yemeklerin suyuna batırıyorlar, sonra yemekten bir parça koparıp yiyorlar. Ellerini yemekten önce yıkıyorlar ama sabun kullanma alışkanlığı yok. Lokantalarda bidon ve leğen getiriyorlar, ellerinizi suya  tutuyorsunuz. Sodza lezzetinin bana maliyeti sadece 1,5 dolar. Coca Cola 1 dolar.

Bu satırları yazarken otobüs bir yerde yolcu indiriyor ve etrafımızı közde mısır pişiren kadınlar sarıyor. Her yerde mısır ocakları kurmuşlar, odun ateşinde mısır kebap yapıp uzun çubuklara takıyorlar ve otobüsün pencerelerine uzatıyor. 50 sent. Bir tanesini çubuktan çekip alıyorum. Biraz kuru ama sıcak ve güzel. Şimdi de muavinden yanımdaki yaşlı kadına ve bana birer portakal geldi. Bu  yollarda canım hiç sıkılmıyor. Her dakika bir aksiyon.

Bu arada pazar günü kayıt yaptırıp aldığım telefon hattım hâlâ açılmadı. Seyyar satıcılar sorunu çözemedi. Kariba’da Ecocash Shop bulup açtıracağım.

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.