RUSİNGA ADASI
“We have a black one!”

Victoria Gölündeki Rusinga Adası küçük bir köprüyle Mbita’ya bağlanıyor. Yemyeşil orman örtüsüyle kaplı konik tepeler ovadan fışkırıp birbiri ardı sıra yükseliyor. Böyle bir coğrafya ilk kez görüyorum. Taksi şoförü sanki tepeleri kendisi yaratmış gibi böbürleniyor. Yaşadığı yeri seven ve Kenyalı olduğu için gurur duyan, sesi, gülüşü, ünlemeleri, mimikleri ve duruşuyla gerçek bir Afrikalı. Bölgenin bütün özelliklerini anlatıyor, anlatırken “Bunlar senin ülkende yok tabii!” diyor. “Sizde de Türk kahvaltısı yok naber!” Dün öğlenden beri sadece iki tane parmak muz yedim. Tepeleri kaplayan tropik bitkiler bana zeytin ağacı gibi görünüyor. O sırada aklımda olan tek şey kaymak, bal, sıcak bazlama, simit, sucuklu yumurta, yufka, çay, tereyağı, tahin-pekmez, beyaz peynir, koyun peyniri, tulum peyniri, yeşil soğan, siyah zeytin, yeşil zeytin, biberli zeytin, bibersiz zeytin, salamura zeytin, kekikli zeytin, pul biberli zeytin, limonlu zeytin, zeytinyağlı zeytin, allı zeytin, pullu zeytin, gözleri sürmeli zeytin…

Kaswanga köyü adanın sayısız tepelerinden bir tanesinde. Okul ise beş dakikalık bir yürüyüş mesafesinde ve göl manzaralı. Ev sahibim Michael köyün lideri konumunda, bir nevi muhtar. Uluslararası bazı kuruluşlarla işbirliğinde. Kendi imkânlarıyla ve toplanan yardımlarla inşa edilmiş alüminyum altı adet baraka sınıf var. Okulda maaşlı çalışan 3 Kenyalı öğretmen ve 6 Avrupalı gönüllü genç var. Benim gibi onların da öğretmenlik tecrübeleri yok. Üç öğün yemek ve konaklama için günlük 5 dolar ödüyoruz. Gönüllülük ve para kavramlarını bir araya getiremeyen birisi olarak durumu anlamaya çalışıyorum. Şüphelerim var. Yoksul bölgelerde gönüllülerin kendi yemek ve konaklama masraflarını ödemesi normal ve gerekli. Gönüllü öğretmenlerden dolayı okula “uluslararası okul” sıfatı vermişler kendilerince ve cüzi bir ücret alıyorlar ailelerden. “Ailelerin çoğu ödeyemiyor, birçok çocuğa ücretsiz eğitim veriyoruz ama okulun gelire ihtiyacı var, yoksa kapatmak zorunda kalacağız.” diyor Michael. Gençlerin derslerine katılıyorum. Yaptıkları iş herhangi bir tecrübe gerektirmiyor. Basit resimler ve kelimelerin yer aldığı kitaplardaki bilgileri çocuklara aktarıyorlar. Öğrencilerin çoğu küçük, az sayıda ergen sınıfı da var; hepsi öğrenmeye istekli ve çok cana yakınlar. Teneffüs zili çalınca öğrenci-öğretmen hep birlikte oynuyorlar. Eve dönerken her biri öğretmenlerinin eteklerinden, pantolonlarından, ellerinden tutuyor, minikler omuzlara tırmanıyor. İnsan burada sevgiyi derinden hissediyor. Afrikalı çocuklara aşığım.

Gönüllüler Avrupalı, dolayısıyla sarışın, renkli gözlü ve çok açık tenliler. İlk gün üzerimde siyah pantolon ve siyah tişört var. Saçlarım ve gözlerim siyah, tenim de Afrika güneşiyle karardığı için artık pek muzungu (beyaz insan) sayılmam. Beni gören erkek çocuklardan bir tanesi ellerini çırpıp sevinçle zıplıyor: “We have a black one!” Yani “Nihayet siyah bir öğretmenimiz var.” demek istiyor. Hepimizi güldüren çok tatlı ve komik anlardan bir tanesi…

Bu çocuklara her şey değer ama her sınıfın öğretmeni var ve bana ihtiyaç yok. Birkaç gün sonra izin isteyip ayrılıyorum. Kisumu’ya giderek Nairobi’den gelen otobüsle Bisau sınır kapısından geçip Uganda’nın başkenti Kampala’ya gideceğim.

 

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.