SAWUBONA (Merhaba)                           

Pretoria ‘da 1322 Backpackers Internatinal’da bir gece kaldıktan sonra 7’de uyandım. 4 kişilik yatakhanede benden başkası yoktu. Şanslıyım. Yatakhanede 2 duş var ama ortak tuvalet dışarıda. Özel odalar 350 randdan başlıyor. Bense 170 randa yatakhanede tek başıma çok rahat ettim. Isıtıcı da vardı. Ortak mutfakta herkes kendi kahvaltısını hazırlıyor. İsterseniz dışarıdan aldığınız malzemelerle yemek de pişirebiliyorsunuz. Tesisin kahvaltı olarak verdiği ekmek, margarin, peanut butter (yerfıstığı kreması), yoğurt, meyve fiyata dahil. Yedek olarak çantama yerfıstığı ezmesi sandviçi alıyorum, bir de elma ve yoğurt. 4 saatlik Swaziland yolu için yolluğum hazır. Tabii teknikte 4 saatin kaç saate çıkacağı hiç belli değil. Dün akşam bana şehir turu yaptıran Basel sabah beni minibus taxi durağına götürmek için geliyor. Aslında Uber çağırabilseydim onunla gitmeyecektim ama telefonum yine kilitlendi. Çünkü dün akşam beni etrafta şöyle bir dolaştırıp geri getirdi. Basel’i hostelin sahibi hanım çağırmıştı. Yarım saat sonra döndüğümüzü görünce “ne çabuk döndünüz, ne oldu” diye sordu. Durumu anlattım ve benden 200 rand istediğini söyledim. “Çok fazla, bu durumdan hiç memnun olmadım, onunla konuşacağım” dedi. Sabah kapıya gelen Basel’e küçük bir fırça attı. Basel’in umurunda mı? Tabii ki değil. Eşyalarımı arka koltuğa yerleştirdi. Yanındaki koltuğa oturdum. Küsüm, konuşmuyorum. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış! Durağa geldik, küçük çantamı alıp durağa yürüdüm. Eşyalarımı sırtlanıp koştura koştura peşimden geldi. “Money, give my money” Dünkü kandırmacasından sonra ona bu sabahki servisinin parasını vermeyeceğimi düşündü. Daha dünden bu sabah için 100 randa anlaştığımız için sözümden dönemem, hemen parasını verdim, yüzüne dahi bakmadım.

Saat 8.30… Tenekeden yapılma bilet ofisine gittim. Pasaport no, isim, telefon vs. defterine yazdıktan sonra 210 randı alarak kaydımı yaptı. Burada genelde bilet vermiyorlar. Kendilerinde isim listesi oluyor. Bazen minibüse gelip isim yoklaması yapıp öyle hareket ediyorlar. Pasaportumu aldı, diğer pasaportların yanına koydu. Dolmuşta dağıtacağını söyledi. Çok anlamsız.ğKoltuğumu seçim ıvır zıvırların olduğu çantamı bırakıp önemli eşyalarımın olduğu küçük çantayı alıp biraz gezindim. 10 metre ilelride bir grup erkek bağrış çağrış bir oyun oynuyorlar. Oyunun adı Mbarabara adlı oyunlarını seyrettim (video). Lokantada kavurma  yedim. (Video) 40 yaşındaki aşçı Lucky 16 yaşında çocuk sahibi olmuş. Hamilelik yaşının genellikle 14 olduğunu söylüyor. Biz o yaşlarda erkeklerle futbol oynanır zannediyorduk.

22 kişilik dolmuş saat 11’de doldu. Trolley arabanın arkasına bağlandı, valizler içine konulup üzerlerine ağ atıldı. Yola savrulmalarını önlemek için. Patagonya’da yolculuk sonunda bavullarımızı seçememiştik. Çünkü üzerlerinde bir santimlik toz tabakası vardı. Neyse ki burada yollar asfalt ve düzgün. Herkes yerine güç bela yerleşti. Minibüslere ek koltuklar yerleştirildiği için sıkışık. 50 metre sonra bir benzinlikte durduk. 2 dakika önce oflaya puflaya koltuklarına sığmaya çalışan insanlar aniden iniverdiler. 20 dakikalık ihtiyaç molasından sonra tavuk ve patates kızartması, cips çıtırtısı, poşet hışırtısı, gazoz höpürtüsü eşliğinde yola koyulduk. Çocukken “Dolmuş dolacak on ikiyi bulacak.” derdik. Saat 12, sayı 22….

Şu an saat 2… Laptopu açtım, dzimin üzerinde yazıyorum. Oshoek sınır kapısına gidiyoruz. Dün akşam hostelde bir İngilizin önerdiği Lidwala Backpacker Lodge’u bulmaya çalışacağım. Lobamba’da inmem lazım.

Lidwala Backpacker Lodge’dayım. Lobamba’da inmem lazım değilmiş. Şoför beni başkent Mbabane’de indirdi. (Başkentte kalmaya değmez) Birisini çağırıp çantalarımı aldırdı ve başka bir dolmuşa götürdü. Şoföre de beni bırakması gereken yeri söyledi. 15 dk sonra hemen indirildim. Lodge yeşillikler içinde küçük havuzu olan sevimli bir hostel. İki gece için 360 rand ödedim. Kahvaltı hariç. 2 ranzalı karma odadayım. Arjantinli bir çift ile 3 kişiyiz. Duşlar ve tuvalet ortak ve dışarıda. Özel odalar oda gibi değil de ev gibi. 650 rand. Çadırlar 60 rand. Hiçbirinde ısıtıcı yok. Ama bizim odanın sıcaklığı iyi. Akşam yemeğinde kıymalı spagetti vardı, 75  rand. Yemek alacağınızı önceden bildiriyorsunuz ki miktarı ona göre ayarlasınlar. Burada da diğer guest houselarda olduğu gibi kendi yemeğinizi pişirebiliyorsunuz. Arjantinliler kiraladıkları arabayla henüz yoldan gelmişler, dinleniyorlardı. Çabucak tanışıp eşyaları bırakıp çıktım. Hostelin hemen arkasından başlayan patika yolla 1,5 saatte tepeye ulaşılıyormuş. Karışık güzel bir koku var burada. Yanıma küçük bir köpek geldi. “Arkadaş bana etrafı gezdir” dedim, tepki yok. Türkçe bilmediği aşikar. “Let’s go” dedim. Hemen patikaya yöneldi. Sürekli arkasına bakıp bekleyerek bir miktar tırmandık. Beni sevdi. Dönme kararını ona bıraktım. Yine önümde, yine her üç dört metrede bir durup beni kolluyor. Meğer bunu gelen hemen her misafire yapıyormuş. Ben de kendimi özel hissetmiştim. Neyse. (Fotolar Facebook’ta)

Bir Amerikalı ve bir İngiliz kızla tanıştım. Coast the Coast’da (bütün hostellerde mevcut bir kitapçık) Legends Backpacker Lodge’un da tavsiye edildiğini söyledim. İngiliz polis Charlotte orada da kalmış, burasının daha iyi olduğunu söyledi. Rasta saçlı Amerikalı kız ise Swaziland’ın ücra bir bölgesinde 2 yıldır gönüllü olarak çalışıyormuş. Biraz sonra 15 kişilik genç bir grup geldi. All Out Afrika adlı organizasyonla gelmişler, birkaç gün bu civarda birlikte gezip gönüllü çalışacakları ülkelere dağılacaklarmış.

Ezulwini vadisindeki bize en yakın park Mlilwane Wildlife Game Reserve. Broşürlerde aslan resmi var ama kendisi yok. Sabah 7’de uyandım. Arjantinlilerin arabasıyla 15 dakika sonra parktaydık. Giriş kişi başı 50 rand. 2 timsah, birkaç su kaplumbağası, birçok zebra, antilop, impala, domuz yolumuzun üzerinde. Hayvanları beslemek ve rahatsız etmek yasak. Zebra kovalamak bu sınıfa girmiş midir? Bir yerden sonra arabadan inmemiz gerekti. Hipo Trail yazılı minik levhanın gösterdiği patikayı takip ederek 1,5 saat sonra tepeye ulaştık, gölün etrafını da dolaşmış olduk. Yürüyüş zor değil ve zevkli. Su aygırı göremedik. Envai çeşit bitkinin rayihası müthiş. Ne sıcak ne soğuk, ne rutubetli ne kuru; çok tatlı bir hava var. Veteriner Belinda ve dekoratör Marcos önce Manzini’ye sonra Güney Afrika Cumhuriyetindeki Kruger Parka gitmek üzere devam ettiler. Mantenga Cultural Village’e gideceğim, dolmuşun muavini beni Mantenga adlı bir dükkanın önündeki durakta indirdi. Tabii ki yanlış yerdeyim. “Neden ama neden!” diye çığlık atan mimiklerim dikkat çekmiş olmalı ki karşıdan gelen genç bir adam yanıma yaklaştı. İngilizceyi çok iyi konuşuyor. Avusturya’da okumuş. Türkiye’nin nerede olduğunu bilen azınlıktan. Beni hemen durakta bekleyen kadına emanet ediyor. “Seni tanıyorum. Sen yaparsın. Neden bu Türk hanımı arabanla köye götürmüyorsun? Hadi ama sen iyi bir kadınsın, kadın dayanışması, sen yaparsın.” diyor. Vayyy, çok iyi. Kadın iki saniye düşündükten sonra “hadi gel benle” diyor. Lindalwe… Yol meleklerinden bir tanesi daha. Genç adam ise ortaya çıktığı gibi aniden kayboluyor. (Şimdi aklıma geldi, Yol Melekleri isminde bir albüm yapacağım) Beni köye götürüyor. Giriş kişi başı 100 rand. “Zamanın varsa birlikte gezelim” diyorum. Önce 700 metre ilerideki küçük şelaleye gidiyoruz. Dönüp dans gösterisini izliyoruz. Ardından bir rehber eşliğinde köyü geziyoruz. (Video)

Linda ile hemen arkadaş oluverdik. İşimi bırakıp Afrika’ya geldiğimi söyleyince kendisinin de iş bırakıcılardan olduğunu öğreniyorum. Bankacıymış, bir gün “Neden başkasını zengin edeyim? Kendi işimi kurup kendimi zengin ederim.” demiş ve mobilya atölyesi kurmuş.

Geziyi tamamladıktan sonra beni kaldığım yere getiriyor. Bırakmıyorum. Kahveye davet ediyorum. Hosteli gezdiyorum. “Bu civarda böyle sevimli ve güzel bir yer olduğunu bilmiyordum, yola çok yakın ama yoldan gizli, hoşuma gitti” diyor. Türk mutfağını soruyor, ballandıra ballandıra anlatıyorum. “Pişirmeyi biliyor musun” diyor. Ağzımdan “Yes, of course” gibi heybetli bir cevap alınca “Yarın bana pişirir misin” diyor. Hoppppp! Seve seve pişiririm de ne pişireceğim? Burada malzeme var mı? Bir kuru fasülye pilav yapsam, ya da karnıyarık ya da Harput köftesi, mercimek çorbası, kısır, patates salatası, sarma veya dolma, tarhana çorbası… Uffff! Yavaş ol Gül, sanki evdeyken her gün masa donatıyordun. Ama annemin yemekleri varken neden kendi yemeklerimi yiyeyim ki, çok saçma!

Yarın ola hayrola.

Not: Güney Afrika Cumhuriyetinde kullanılan rand (ZAR) Lesotho ve Swaziland’da da kullanılıyor.

Not: Oshoek’de Güney Afrika Cumhuriyetinin binası eski ve küçük, çok da sıra vardı. Swaziland’ın ise modern bir sınır kapısı ofisi var. Ne için orada bulunduğum bile sorulmadan hemen pasaportuma damga vuruldu, vizesiz rahatça giriş yaptım.

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.