TOFO

Bu sabah kıyıları takip ederek kuzeye doğru çıkmaya başlıyorum. İlk durak Tofo olacak. Plaj, deniz, dalış cenneti. Maputo’dan Tofo’a minibüsten biraz daha büyük otobüsler gidiyor. Önceden arayıp rezervasyon yapmak gerekiyor ki  gelip sizi hostelin kapısından alsınlar. Hareket sabah saat 5’te ve 1.100 medikaj. Hostelin yöneticisi İsaura kendi aracıyla yolcu taşımacılığı yapan Mark’la daha rahat seyahat edebileceğimi söylüyor. Arıyor, 1.500 medikajda anlaşıyoruz. Yolunuz düşerse kolay ulaşım için Mark’tan izin alarak telefonunu paylaşıyorum: 00258 849111884.  Tofo’da yaşayan bir Amerikalı ile hediyelik eşya dükkânı işleten bir Mozambikli hanımla birlikte araçta 4 kişiyiz. O küçük minibüslerden sonra daha iyi oldu. İstediğimiz yerde de mola verebiliyoruz. Yol 450 km ama hız sınırı 60, yol boyu dağınık yerleşim yerleri var, insan eksik değil. Yaklaşık 8 saat sonra Tofo’dayız. Yol boyu Hindistan cevizi ağaçlarıyla birlikte seyrettik. Tofo’yu şimdiden sevdim. İki üç gün kalıp dinleneceğim ama nerede? Arabadaki üçlü bildikleri hostellerin değerlendirmesini yapıyorlar. İngilizceleri çok iyi maşallah! İnsan biraz aksanlı konuşur. Hakkımda karar veriliyor ve sadece yüzde 10’unu anlıyorum. Yöreyi en iyi bilen onlar, kendimi onlara emanet ettim. Çevreyi seyrederken onların muhabbeti “şurada kalsın” “hayır orası olmaz” “o zaman bu otelde kalsın” “hayır çok pahalı” “sahildeki falanca guesthouse çok güzel” “hmmm” “may be”… Bu sohbet de kumların daralttığı yol gibi,  hindistan cevizi ağaçları gibi uzayıp gidiyor.

Pariango Beach’te kalmam kararlaştırıldı ve kapısının önüne konuldum. Yurtta kalacağım, 600 medikaj yabancılara, 450 medikaj yerlilere. Ben de yerli sayılırım artık diyorum 500’ü kabul ediyor resepsiyondaki Mozambikli güzel genç kız. Eşi 55/60 yaşlarında Alman Jürgen işletmenin sahibi. 2 yaşında melez güzeli kızları var, ağzındaki emziği çıkarıp “olaaaa” diyor, emziği ağzına atıp kaldığı yerden devam ediyor. Tofo turistik küçük bir köy. Geniş sahili, beyaz ince kumsalı, şnorkel ile balina köpekbalığı dalışı, SCUBA okyanus dalışı, sörf, at binme gibi aktiviteleri meşhur. 8 ranzalı 16 kişilik odada 4 kişiyiz. Londra’da hostel işleten Nataşa, dalış yapmaya gelen Marianda, Cape Town’da aşçılık kursuna giden Çinli Mio. Hemen sahile gidiyorum, okyanus soğuktur düşüncesiyle ayak parmaklarımı şöyle bir dokundurup geri çekiyorum. Titremedim hayret. Yüzüyorum nihayet, yaşasın. (video)

Ertesi gün kahvaltı için nereden ne alsam, pişirsem mi, sipariş mi versem diye düşünürken Marianda zihnimi okuyor, gel birlikte kahvaltı yapalım diyor. Yiyeceklerini gelirken getirmiş. El çabukluğuyla sosisli omlet yapıyor, meyveli yoğurt, elma, bir dilim peynir, iki dilim ekmek ve çay. Bahçedeki açık mutfakta diğer misafirlerle birlikte kahvaltı yapıp ayrılıyoruz. Bugün dinlenme günüm, gün boyu okyanus, güneş, kum, uyku… Odayı temizleyen hanım çamaşırlarımı yıkayabileceğini söylüyor. Şimdiye kadar elde yıkadım ama bu sefer hanıma veriyorum. İnşallah yarın eksiksiz alabilirim.

Akşam herkes yurda döndükten sonra sahilde rastlaşıyoruz. Nataşa cankurtaranlardan Portekizce öğreniyor, Miranda telefonda eşine dalışta gördüğü balıkları sayıyor, Mio kurstan sonraki ilk dalışında gerilmiş ama ikinci dalışta daha rahatmış, heyecandan çevresindeki canlıları tam algılayamamış. Balina köpekbalığı snorkelingine giden Alman çift çok sayıda manta ve balık görmüş, balina yok ama bir gün önceki grup 4 balina birden görmüş ki bir tanesi dişiymiş. Dişi balina ender görülüyormuş. Ne şanslılar. Yarın ben de gideceğim.

Bir gün önce Lobster (istakoz) yediğim lokantayı çok sevmiştim. Mio’yla akşam balık yemeye oraya gittik. Lokantanın tabelasındaki ada turu reklamı dikkatimizi çekti. Yarınki planlarımızı değiştirdik. Tüm gün, kahvaltı, öğle yemeği, şnorkel, köy gezmesi, ada turu dahil bu tura kişi başı 4000 medikaj istediler, 2000’de anlaştık. Afrika’da her şey pazarlık usulü yürüyor. Uzun süreli ve kısıtlı bütçeyle seyahat edenler için kaçınılmaz. Ama bütçeniz rahatsa ve kısa süre için tatile geldiyseniz kendinizi yormayın derim. Her halükarda bizden fakirler ve emek harcıyorlar. En azından paranızın kime gittiğini biliyorsunuz ve bir hizmet/ürün satın alıyorsunuz.

Göreceğim şüpheli balinalardan vazgeçtim. Adaya ve adadaki köye gideceğim.

5 metre boyunda, ahşap, motorsuz, küreksiz, yeke dümen, keten yelken; vira bismillah Pigy Island. Mio ve ben, kaptan ve Chris… Kaptan yelkeni açmış, bizi bekliyor, suda biraz yürüyüp tekneye (kayığa) çıkıyoruz.  Kaptanın elinde uzun bir sırık var. Sığlıktan çıkana kadar yelkendeki rüzgarın da yardımıyla sırığa abanıp kumluktan açılıyoruz. Lagün çok sakin. Çok sayıda pembe flamingo olurmuş ama şubat ayındaki büyük kasırgadan sonra tekrar gelmemişler. Tofo büyük zarar görmüş. Dünyanın her yerinden yardım gelmiş. Adadaki köyde (Pigy Island) köklerinden sökülmüş dev Hindistan cevizi ağaçları kasırganın büyüklüğünün işareti. Köye gitmeden önce lagünde şnorkel yapıyoruz. Çok sayıda dev deniz yıldızı var, mavi, yeşil, turuncu, kırmızı…  Ani ve şiddetli bir yağmur başlıyor. Ayda bir kere yağan yağmura yakalandık. Okyanusta, küçük eski ahşap bir kayıktayız, yeke dümen, keten yelken ve şiddetli yağmur.

 VİLANCULO(S)

Günlerden ne, hangi tarihteyiz bilmiyorum, umurumda da değil. Hostel kayıtları sırasında sorup öğreniyorum. Bugün 9 Mayısmış. Haftanın hangi günü sormadım.

Sabah 6’da yollara düştüm, yine. Acele toparlanıp Tofo’nun çarşısına yürüdüm, Mio valizimi taşımamda yardımcı oldu. Bir gün önce Mark’ı aradım, Vilanculo’ya gidip gitmeyeceğini sordum. Müşteri toparlarsa beni arayacağını söyledi. Köydeki birkaç kişiye de haber verdim ama ses çıkmadı. Yine minibus taksilere muhtacım. Meydandan Inhambane’ye giden minibüse biniyorum. Yarım saat sonra Inhambane’deyim. Şoför sağ olsun beni limana bırakıyor. Bilet sırasında bir hanım para alış verişinde yardımcı oluyor. Sonra da sorgusuz sualsiz çantamı yüklendiği gibi iskeleye yürüyor. Ben de çekçekimle arkasından koşturuyorum. 25 metrelik ahşap motorlu geleneksel bir tekneye biniyoruz, saydım, yaklaşık 100 kişiyiz. (video) Bir yarım saatlik enteresan deniz yolculuğundan sonra Maxixe (Maşiş)’teyim. Yine Anna’nın peşinde limandan çıkıp yolun karşısına geçiyorum ve minibüs bekliyorum. Yarım saat sonra geliyor. Yüzlerce durup kalkmadan, yolcu almalardan, trolleye yük bindirip yük indirmelerden sonra saat 3’te Vilanculo meydanda indiriliyorum. Tuktuk çağırıp hostelin adresini soruyorum. Bildiğini ve 10 medikaja götüreceğini söylüyor. Gidiyoruz. Parasını uzatıyorum ve üstünü bekliyorum. “Ama bu 20 medikaj.” diyor. “Evet” “Ama ben 100 istiyorum.” “10 demiştin” “Hayır 100 demiştim.” “Hayır 10 demiştin.” “One hundred mam” “Ağzından hiç ‘hundred’ kelimesi duymadım, ne duyduğumu iyi biliyorum.” “Ama ama ama…” İngilizcesi benimkinden kötü, hatta çok kötü. Söylenenleri anlamadıkları halde her şeye “evet” diyorlar, problem olunca da “sorry”. Önce “yes” sonra “sorry”… Şimdiye kadar en çok duyduğum iki kelime.

Baobab Beach Backpackers’dayım. (video youtube’ta) Ne sevimli bir yerdeyim. Girişte kocaman bir baobab ağacı var, bahçe içinde denize nazır şaleler konforlu, özel banyoları var. Aile için olanlarda iki oda ve dört yatak var, çadırcılar için alan, ortak banyo ve tuvaletler bahçenin biraz daha arkasında. Ortak alanda bar, yeme içme mekanı, ortak mutfak…

Yurttaki ranzama yerleşiyorum. Geceliği 400 medikaj (metikal, metikaş) Hemen sahile iniyorum. Kumsal bembeyaz, deniz suyu sıcak. Hemen bir balıkçıdan istiridye satın alıyorum. Kabuklarını açıp nasıl yemem gerektiğini tarif ediyor. İlk kez çiğ istiridye yiyorum. Gayet hoş. 20 tane sipariş veriyorum, sevinerek seçiyor ve hazırlıyor. Mutfaktan aldığım tabağa yerleştiriyor. Koşa koşa bir yere gidiyor ve koşarak geri dönüyor. Tabakta zeytinyağı, limon ve piripiri denilen çok acı bir limon turşusu (bir çeşit turşu) ile geri dönüyor. Üzerlerine limon gezdiriyorum. İstiridyeyi kabuğunun içinden alıp önce zeytinyağına, sonra piripiriye batırıyorum. Nefisssss. Yeni tanıştığım Portekizli Katarina ve Lilianda’yı da bu ziyafete davet ediyorum. Katarina hemen birasını açıyor. Onlar da ilk kez çiğ istiridye yiyorlar.

BAOBAB, BAZARUTU ISLAND, BINGHEA ISLAND

Balıkçılardan kiraladığımız bot ve iki kişilik ekip bizi sahilde bekliyor. 8’de sudayız. İlk aktivite bir resifte snorkelle dalmak olacak. Bottayken snorkeli, can yeleğini, paletleri kuşandım. Bottan denize dalışlar ters takla atarak olur. Beden derslerinde amuda kalkar, parende bile atardım ama ters takla atmayı beceremezdim. Yine atamadım! Bot tarafından suya nazikçe bırakıldım! (Video) Çok da komik oldu.

Bu kadar güzel bir deniz altı beklemiyordum. (video) Sharm El Sheikh ile karşılaştırılamaz ama yine de zengin. Örneğin 2 metre boyunda sarı benekli bir müren mercanların arasında aniden karşıma çıkıverdi.

Bazarutu Marin National Park… Bayıldım… Ba-yıl-dımmm… Bu kadar güzel bir yer az gördüm. Boşuna milli park ilan edilmemiş. Bizimle birlikte başka bir botla gelen 5 kişi daha var. İki park koruma görevlisi. Hepsi bu.

Adalarla ilgili ayrıntı vermeyeceğim, gidin ve görün.

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.