UGANDA, BUNYONYİ GÖLÜ, PİGMELER, CEZA ADASI

Kenya Kisumu’dan saat 13.30’da hareket etmesi gereken otobüs 15.30’da hareket ediyor. Modern Coast’u en rahat ve ciddi otobüs şirketi olduğu için tavsiye ettiler. Koltuğum VIP ve Kisumu’dan Kampala’ya direkt bilet fiyatı 2000 Kenya şilingi, en önde, tek kişilik ve çok geniş. Yol boyunca ayaklarımı uzatıp döne döne uyuyabileceğim bir yolculuk yapacağım nihayet. Fakat şoförümüz, muavin ve ahalisinin otobüsü disko gibi kullanacaklarından haberim yok. Yol boyunca müzik sonuna kadar açılıyor, şoför koltukta dans ediyor, muavin ve arkadaşları şarkıya eşlik ediyor. Gece kulüplerinde kullanılan büyük amfi koltuğumun hemen yanında olduğu için kulak tıkaçlarım da işe yaramıyor. Bir ara müziğin sesini kısmalarını rica ediyorum. Gönülsüzce kısılıyor ama 5 dakika sonra tekrar açılıp partiye devam ediliyor. Gece yolculuklarında da aynı şeyi yapıyorlarsa VIP koltuğun bir farkı kalmıyor.

Bisau sınır kapısından vizesiz bir şekilde Uganda’ya geçiyorum. Kapıdaki binada Kenya çıkış işleminin yapıldığı banko ile Uganda giriş işleminin yapıldığı bankonun yan yana olması büyük kolaylık. Yolda fikir değiştirip Jinja’da inmeye karar veriyorum. Jinja (cinca), Mısır’da Akdeniz’e dökülen Nil Nehrinin kaynağının bulunduğu şehir. Otobüs beni ve 3 Belçikalı kızı yol üstünde indiriyor. Boda boda (motorsiklet taksi) kiralayıp 8 km ilerideki Nile River Explorers Lodge’a gidiyoruz. Akşam saat 10 civarında yatakhanedeki ranzama yerleşiyorum, kahvaltı hariç 12 USD. Nasıl muhteşem bir doğanın içinde olduğumu gün ışıyınca anlıyorum. Nil nehri hemen yanı başımda, karşı kıyının vahşi ve yeşil doğası göz alıcı. Buradan ayrılmak zor olacak.

Jinja’daki raftingden sonra (Okuyunuz: Bir Deli Rafting) Kampala’ya gidiyorum. Bu kalabalık, kasvetli, havası kirli şehirde sadece bir gece kalıp hemen Entebbe yakınındaki Nalugala köyüne transfer oluyorum. (Okz: Entebbe Bebeleri)

Köyden sonraki yeni durağım Bwindi Ulusal Parkı/Bwindi Impenetrable National Park. Yağmur ormanları, kuşları, şempanzeleri ve maymunlarıyla ünlü ama parkın en havalı sahibi Silverback, namıdiğer Gümüşsırt. Bir gorille göz göze gelmenin nasıl bir şey olabileceğini hep merak ederdim. Hayallerimi süsleyen bu kaslı, göbekli, sert bakışlı, güçlü kuvvetli, yakışıklı hayvanlarla buluşmama çok az kaldı. Ama bu romantik buluşma öyle cici elbiseler giyip, saça fön çektirip, makyajlar yapıp da  “Merhaba, ben Gül, tanışalım mı?” şeklinde olmayacak. Bu ormanlara boşuna “impenetrable” yani “girilemez” “içinden geçilemez” demiyorlar. Özellikle Uganda, Ruanda, Burundi ve Demokratik Kongo Cumhuriyetindeki “jungle”lar balta girmemiş ormandan da öte bir yapıda. O yüzden bizimkisi saçtan topuğa kadar çamurlu, rutubetli, pis kokulu, börtü böcekli, ısırıklı, dallı yapraklı, sarmaşıklı yosunlu, yaralayıcı, çizikli, tırmalayıcı, hırpani ve perişan bir vuslat olacak.

Şimdi birkaç gün önceye dönelim… Entebbe’deki köyden boda boda ile Kampala’daki otobüs istasyonuna gidiyorum. Kabale’ye giden otobüsün 3’te hareket edeceği söylendi ama tabii ki 6’da hareket etti. Kabale’ye ulaştığımda gece 2’ydi, Allah’tan Bwindi Backpackers’tan beni karşılamaya gelecek birileri var. Saat çok geç ve çok yorgun olduğum için dağdaki otele değil, Kabale’deki Silverback Guesthouse’a götürülüyorum. Yarın sabah Bunyonyi Gölündeki ahşap kano gezisinden sonra akşama doğru dağdaki otelime gideceğim.

Bunyonyi Gölü, içindeki 29 ada ile gördüğüm en güzel göllerden bir tanesi. Her adada her bütçeye göre konaklama var. Adalardan bir tanesinde lüks bir otel bulunurken, hemen karşısındaki adada sırt çantalı oteli var. Hiçbir otel olmayan, sadece köylülerin yaşadığı adalar da mevcut. Yeni yapılmış birkaç otel bile adaların güzelliğine gölge düşürememiş. Keşke Gümüşsırtlımla buluşmamı erteleyebilseydim de gölde birkaç gün kalabilseydim. Bir adadaki yetimhane gönüllü bakıcıları diğer adadaki okul gönüllü öğretmenleri bir başka adadaki hastane ise gönüllü sağlık çalışanlarını bekliyor. (www.littleangelsuganda.com www.lakebunyonyidevelopment)

Adalar arasındaki ulaşım ise küçük motorbotlar veya obwatolarla sağlanıyor. Obwato, okaliptus ağacından yontularak yapılan geleneksel ince uzun ahşap kano, bu kano motorla değil ahşap küreklerle yüzdürülüyor. Kanoların hareket ettiği kıyıda bulunan küçük pazar ise cıvıl cıvıl. Tropik meyvelerden, rengârenk saranglara, tenekeden inşa edilmiş lokantalara, keçi ve inek etinden yapılan şiş kebaplara kadar bütün temel ihtiyaçların karşılanabildiği bu küçük alışveriş merkezi görülmeye değer. Hemen bir obwato kiralıyorum. Gölde birkaç saat kürek çekerek adalar arasında gezinmek hoş olacak. 900 metre derinliğe sahip Bunyonyi’de timsah, su aygırı, yılan, sivrisinek ve hastalık olmadığı için rahatça yüzülebiliyor.

Ecoresort Island’da insan yerleşimi yok çünkü zebra, domuz, impala, Ugandan Kob denilen bir tür antilop, tropik kuşlar gibi yabani hayvanlar mevcut ve adaya giriş 10 USD.

En küçük ama hikâyesi en ilginç olan ada ise Akampene (Punishment) Island yani ceza adası. Evlilik dışı hamile kalan Ugandalı kızların ölüme terk edildikleri bu adacıkta bir tane ağaç var. Kızlar aileleri veya halk tarafından kanoyla bu adaya getirilir, ya ağaca bağlanır ya da öylece bırakılırlarmış. Yiyecek ve içecek olmadan günlerce burada kalan kızlar açlık ve susuzluktan ölürlermiş. Cesetleri ya karşıdaki adaya gömülürmüş ya da hayvanlara bırakılırmış. Şanslı olan kızlar ise fakir balıkçılar tarafından eş olarak alınarak bu ölüm adasından kurtulurlarmış. Kanonun sahibi, zalimliğiyle bilinen eski devlet başkanı Idi Amin zamanında adanın ceza amaçlı olarak çok kullanıldığını, ölümünden sonra ve yönetim değişince yasaklandığını söylüyor. En fazla otuz adımlık, tek ağaçlık, çok çalılık Akampene’nin dili olsa da konuşsa…

Silverback ile buluşmam için gerekli izni alan Bwindi Backpackers Lodge’un 4×4’üyle ilk bir saati asfalt, iki saati de taşlı kayalı dağ yollarında olmak üzere üç saatlik bir yolculukla 2.250 metre yükseklikteki Bwindi’ye ulaşıyorum. Perişan göründüğümden midir, hosteldeki tek bayan olduğumdan mıdır, 4 gecelik tam pansiyon konaklama, goril ve volkan safarileri için yüklüce ödeme yaptığımdan mıdır bilmiyorum ama yatakhane ranzası rezervasyonum olduğu hâlde özel odaya yerleştiriliyorum. Günler sonra sırtım gerçek bir yatak görüyor, özel banyom bile var. Karşımda Bwindi dağları ve yağmur ormanları, taptaze yeşil kokulu bir hava, üç öğün yemek, akşamları iki saat elektrik… Daha ne isterim? Internet istiyorum. Yok. Telefon da çekmiyor. Çok rahatım ama evdekiler telaşlanacak. Yapacak bir şey yok, bekleyecekler.

Hostelde ABD Colorado’dan Mark ve Charles adında iki Amerikalıdan başka gezgin yok. Bilgisayar mühendisi olan Charles birkaç sene öncesine kadar masa başında çalışırken Mark’ın teşvikiyle birlikte nargile kafe açmışlar ve işini bırakarak kafenin başına geçmiş. “İlgiye biz de şaşırdık ve şehirde ikinci kafeyi açtık. Şu anda kafeyi çalışanlarımız işletiyor ve biz geziyoruz.” diyor.

Tesadüf o ki Charles iki hafta önce Türkiye’deymiş. Mark’ın kız arkadaşı gelince Charles da onları baş başa bırakmak için Türkiye’ye gitmiş. Başta yemekler, İstanbul ve Kapadokya olmak üzere her köşeye bayılmış. Çektiği fotoğrafları gösterirken bile çok heyecanlıydı. Kahvaltı fotoğraflarına bakınca ben de heyecanlandım.

Bu dağlarda pigme (Batwa) köyleri var. Ziyaret etmek istiyorum ama köylerine ziyaretçi kabul etmek yerine onlar gelip kendilerini, danslarını, yemeklerini tanıtıyorlar. Tabii ki turistik ve tabii ki ücretli. Pigmelerin temel besin kaynağı et, yani avcılık. Fakat ormanı korumak adına ama gerçekte dağdaki hayvanların ve arazilerin turizm için kullanılmaları amacıyla çoğaltılması gerektiği için pigmelerin avlanmaları yasaklanmış. Köylerinden uzaklaştırılarak başka bir bölgeye yerleştirilmişler ve et ihtiyaçlarını karşılamaları için de koyun ve keçi verilmiş. Yani şu anda tek geçim kaynakları turizm.

Pigme ailesiyle tanışmak üzere Charles ile birlikte bir rehber eşliğinde ormanın içine ilerliyoruz. Danslarla şarkılarla karşılanıyoruz. Gerçekten minyon yapılı insanlar yani en azından 1.70’lik bana göre. Geleneksel kıyafetleri olan deriyi günümüz giysilerinin üzerine geçirmişler bu gösteri hatırına. Dansları vahşi hayvanların ve daha çok kuşların hareketlerini çağrıştırıyor, gözleri ve yüzlerindeki mimiklerle de hayvanların taklidini yapıyorlar.  Ayaklarıyla yere öyle güçlü vuruyorlar ki dans pisti olarak kullandıkları küçük toprak parçası titriyor. Charles hemen onlara eşlik ediyor. Ailenin 85 yaşındaki büyükannesiyle birlikte dans ediyor ama onun enerjisine yetişemiyor. Uyumlu dansıyla aileyi etkileyen Charles büyükanneden torunu için içgüveysi daveti alırsa hiç şaşırmam. Pigmelerle birlikte kısa bir yürüyüş yaparak nasıl avlandıklarını, nasıl ateş yaktıklarını, nasıl tuzak kurduklarını ve ağaç tepesindeki ot evlerinin detaylarını öğreniyoruz. Orman içindeki hareketleri çok seri, rahat ve hızlı. Başımı çeviriyorum yanımdalar, ama bir saniye sonra görünmez oluyorlar. Küçükler, güçlüler, hızlılar ve çevikler.

Öğleden sonramı ve ertesi günü dinlenmeye ayırıyorum. Bir sonraki gün çok erken kalkıp Gümüşsırtlımla buluşmaya gideceğim. Hostelin önünden tepeye doğru bir yol çıkıyor. Takip etmeden duramam, nereye gidiyor, ne var merak ediyorum. Yağmurluğumu giyip, fotoğraf makinemi alıp düşüyorum yola. Yol kıpkırmızı toprak, sağda solda evler, bahçeler, köyler arasında yürüyen insanlar; sırtlarında bebek, başlarında yük taşıyan kadınlar; “beyaz kız” ile tanışma meraklısı gençler, ender görülen yaşlılar, “muzungu”dan ilgi bekleyen çocuklar bana yoldaşlık yapıyor. Herkes çok sıcakkanlı. Fotoğraf çekmeme de izin veriyorlar. Çocuklar utangaç ama oyunlarıma ortak olmaya dünden razılar. Odamdaki manzaranın ötesinde, sadece birkaç yüz metre ileride bambaşka dağlar, ormanlar, tepeler, insanlar var. Coğrafya “İyi ki merak etmişim!” dedirtecek kadar muhteşem.

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.