BİR DELİ RAFTİNG

Bisau sınır kapısından vizesiz bir şekilde Uganda’ya geçiyorum. Kapıdaki binada Kenya çıkış işleminin yapıldığı banko ile Uganda giriş işleminin yapıldığı bankonun yan yana olması büyük kolaylık. Otobüste fikir değiştirip yol üstündeki Jinja’da inmeye karar veriyorum.

Jinja (cinca), Mısır’da Akdeniz’e dökülen Nil Nehrinin kaynağının bulunduğu şehir. Aslında Nil Nehrinin iki kolu var: Beyaz Nil ve Mavi Nil… Uganda, Tanzanya ve Kenya sınırları içindeki Victoria Gölünden doğan Beyaz Nil, Etiyopya’dan doğarak Sudan topraklarına uzanan Mavi Nil ile Hartum’da birleşiyor ve Afrika’nın can damarı büyük Nil Nehri hâlini alıyor. 

Otobüs beni ve 3 Belçikalı kızı yol üstündeki durakta indiriyor. Boda boda (motorsiklet taksi) kiralayıp 8 km ilerideki Nile River Explorers Lodge’a gidiyoruz. Akşam saat 10 civarında yatakhanedeki ranzama yerleşiyorum, kahvaltı hariç 12 USD. Nasıl muhteşem bir doğanın içinde olduğumu gün ışıyınca anlıyorum. Beyaz Nil hemen yanı başımda, karşı kıyının vahşi doğası göz alıcı. Buradan ayrılmak zor olacak.

Hemen rafting  satın alıyorum; kahvaltı, bot üzerinde öğlen atıştırması (yemek verilmiyor, hafif mide ile raftinge devam edilmesi gerekiyor) ve gün sonundaki barbekü dahil 140 USD. Daha önce Köprülü Kanyon’da ve Melen’de rafting yapmıştım, kolay ve eğlenceliydi. Nil nehrinin kaynağında da denemek istiyorum. Nile River Explorers Afrika’nın en iyi rafting organizasyonu yapan şirketlerinden bir tanesi. Sabah 8.30’da, kamyondan dönüştürülmüş üç tarafı açık taşıma aracıyla ana kampa yani Nile Explorers Base Camp’e gidiyoruz. 6’şar kişilik 3 bot grup için hazırlanıyor. Kasklarımızı ve can yeleklerimizi giyiyoruz. Kısa bir bilgilendirmeden sonra gördüğüm ilk boş bota küreğimle birlikte yerleşiyorum. Benden sonra 4 kişi daha geliyor. Pilot Paulo dahil beş erkek bir kız botu hareket ettiriyoruz. Bir ara bana “Bu botta olmak istediğinden emin misin?” diyorlar. Neden soruyorlar?  “Fark etmez.” diyorum. Ama bu sorunun nedenini suya açılınca öğreniyorum. “Hadi botlara!” çağrısıyla kendimi gelişigüzel attığım bu bot zor parkuru seçenler içinmiş. “Sonuçta aynı nehirde rafting yapacağız, ne kadar farklı olabilir ki!” diyorum kendi kendime. Ne kadar farklı olduğunu 3 metrelik dalgalarda suya gömülüp çıkınca anlıyorum. Güvenli parkuru yani seviye 3’ü tercih eden botlar kız ağırlıklı ve o botlara “chicken boat” diyorlar ki aslında olmam gereken yer. Heyhat! Orada değilim, bu aşırı adrenalin sever adamlarla birlikte 5 derecelik rafting yapma talihini yaşıyorum!!!

 Nil nehrinin bu bölümünde geçeceğimiz 8 rapidin zorluk değeri 3 ile 6 arasında değişiyor. Mavi yağmurluğu, siperlikli kaskıyla pilotumuz Paulo çok sakin görünen, gülümseyince elmacık kemikleri iyice belirginleşen bir Ugandalı. Bu koyu yeşil dağlarda, bu yağmur ormanlarında doğup büyümüş, Nil nehrinde yıkanmış bir kayaking ve rafting dünya şampiyonu. Benim takımım, Paulo ile daha önce konuşup 5 derecelik rapidlerde raft yapmayı ve biraz(!) ıslanmayı istemiş ve benim bundan haberim yok. 

Rapidlere girmeden önce Paulo küçük bir eğitim veriyor. Botu bilerek deviriyor ve botun altındaki hava boşluklarını nasıl kullanacağımızdan hangi durumda ne zaman hangi yöne hangi pozisyonda yüzmemiz gerektiğine kadar her şeyi anlatarak alıştırma yaptırıyor. “’Get in’ diye bağırdığım zaman derin bir nefes alın ve botun içine oturup iplerden sıkıca tutun.” diyor. Derin nefes almak mı? Nasıl yani? Ne olacak ki?

Paulo: “Tekrar soruyorum, bu botta mı kalmak istersin, diğer bota mı geçmek istersin? Henüz geç değil.” Gül: “Biraz düşüneyim…” Bütün kafalar bana dönmüş cevabımı bekliyor. “Once in a lifetime! Let’s do that!/Hayatta bir kez! Hadi yapalım şunu!” derken aslında sesim ikircikli çıkıyor ama ekibim “Wooowww! Bravoooo! Let’s do thaaaat!” diye bağırarak caymamı engelliyor. Paulo “Bu grubun en cesur kızı sensin!” diyor. Kesin başıma kötü şeyler gelecek! 

İlk “Grade 5” (Kademe 5) en dik ve yüksek olan rapid. Pilotumuz her rapidden önce özelliklerini ve kaç metre olduğunu anlatıyor.  “Go forward!” emriyle kürek çekerek şelaleye doğru ilerliyoruz. Düşüşten önceki en kritik noktada Paulo’nun direktifiyle nefes alarak botun içine oturup iplerden sıkıca tutuyoruz. Çok dik ve sert bir düşüş olmasına rağmen bot devrilmiyor. Çok şükür! En zoru buysa diğerlerinde korkulacak bir şey yoktur… Diyorum ama yanılıyorum.

İkinci “Grade 5” en çok çalkantılı ve girdaplı olanlardan biri. Yaklaştıkça dalgaların nasıl kaynadığını görebiliyorum, debisi yüksek suyun çıkardığı sesi duyabiliyorum. “Get in!” emriyle birlikte kürek çekmeyi bırakıp derin nefesle botun içine oturuyorum ve sıkıca tutunuyorum. Bot düşüyor, çalkalanıyor ve devriliyor. Botun altında suyun içindeyim. Gözümü açıyorum ama çalkantıdan yönümü bulmam imkânsız. Bir boşluk bulup suyun üstüne çıkıyorum. Aslında boşluk beni buluyor. Tam kafamı uzatıp küçük bir nefes almışken bot havalanıp üzerime düşüyor. Hafızamdan silinmeyecek görüntülerden bir tanesi daha. Yaklaşık 5 metrelik kırmızı botun suyun içinden yükselerek bütün haşmetiyle üzerime doğru gelmesini salise salise izliyorum. Başıma çarpmasıyla birlikte tekrar suya gömülüyorum. Çıktığım zaman kurtarma kanolarından bir tanesini hemen yanı başımda buluyorum. Bütün bunları “chicken boat”lardan birinin pilotu görmüş olmalı ki botla gelip “İyi misin?” diye soruyor. Pilotlar rahat ve eğlenceliler ama aslında çok dikkatliler ve çok iyi gözlem yapıyorlar.

Üçüncü “Grade 5”… İleri kürek çek! Nefes al! İçeri gir! Sıkı tutun! Botumuz derin rapide dik ama  yumuşak düşüyor, girdaba girip kendi etrafında dönerek 3 metrelik dalganın üzerine çıkıyor. Büyük dalgada sörf yaptıktan sonra küçük dalgaların üzerinde sağa sola yalpalayıp çukurdaki boşluğa oturuyor. Oh kurtulduk… Demeye kalmadan ikinci büyük çukuru, oluşturduğu girdabı ve üzerindeki dalgayı görüyorum. Bot saniyeler içinde tekrar yükseliyor ama bu sefer kurtulamıyor. 180 derecelik bir dönüşle üzerindeki 6 kişiyi suya gömüyor. Aslında her birimiz hasbelkader suyun üzerine çıkıyoruz. Kimsenin kimseye faydası yok, aslında kendisine de faydası yok çünkü o çalkantıda hiç kimse bilinçli değil ve olamaz da. Can yeleklerimizin yardımı, el kol bacak çırpınışları, gökyüzünü tekrar görebilme kaygısı ve tekrar nefes alabilme içgüdüsü bedenlerimizi yukarı taşıyor. Hasbelkader bulunan bir boşluktan başımızı uzatıp suyun bizi ileri itmesini bekliyoruz. Neyse ki “kayak/kayaking” denilen o tek kişilik minik botlar yanımda bitiveriyor. Hemen tutunuyorum. Bizim bottaki zayıf halkanın kim olduğunu çabucak anladılar tabii! Raftinge başlamadan önce suyun içinde binbir çeşit akrobatik hareketlerle hem gösteri hem de eğitim yapan bu botlar şimdi can kurtarma derdinde. Hem de açıklaması zor bir haz için para vererek hayatlarını tehlikeye bile isteye atanların canını…

Dördüncü “Grade 5”… Sulara gömülüp gömülüp çıkıyoruz. Botumuzun tepe taklak olmadığı şanslı bir düşüş. Hayret! Ama bir bakıyorum ki sağ yanım boş. Paulo yok! Mahvolduk! Ekip tam kadro gemide ama kaptan suya düşmüş! Bu sinirli denizden, bu kasırgadan, bu dev dalgalardan alabora olmadan nasıl çıkacak bu gemi? Ekibe seslenerek Paulo’nun suda olduğunu söylüyorum. Hepsi aynı anda arkaya dönüp boş kaptan köşküne bakıyor. Kaptansız, dümensiz, gelişigüzel bir şekilde birkaç dalga ve girdap atlattıktan sonra yine hasbelkader düze çıkıyoruz. Yaklaşık 300 metre ileride Paulo suyun içinde bize el sallayıp yerini belli ediyor. Benim ekip de gülerek ona el sallıyor ve öylece içeride oturup seyri âlem ediyor. İş başa düştü! Botun üzerine çıkıp kıça oturuyorum ve küreği elime alıp bağırıyorum: “Go forward!” Kendimi kaptan ilan ettim, yoksa bu Avrupalılar Paluo’ya sonsuza kadar el sallayıp kalp gönderecekler, bot da okyanusun ortasında başı boş kalmış tekneler gibi oradan oraya savrulup duracak. Bir emrimle mürettebatım hemen toparlanıyor, sıkıca sarıldıkları halatı bırakıp küreklere asılıyorlar. Kaptanımızı kurtarıp gemiye çıkarmaya gidiyoruz. Vira bismillah!

Diğer hırçın “Grade  5”larda da benzer düşüşler, çalkantılar, nefessiz kalmalar, nefes alıp tekrar batmalar, su yutmalar, girdaplar birbirini izliyor. Hepimiz çığlık çığlığayız. Haykırışlarımız Nil’in homurtusuna karışıyor, baloncuk olup suyun üstünde patlıyor. Korku ve eğlence, bota çıktıktan sonra yaşanan yeniden doğma hissi, kahkahalar, “wow”lar, “oh my God”lar ile “Bismillah”lar birbiriyle yarışıyor.

3 bottaki pilotlar dâhil 20 kişiye 7 küçük kurtarma kanosu, 1 büyük güvenlik botu, çeşitli malzemelerin ve fotoğrafçının bulunduğu başka bir bot eşlik ediyor. Pilotlar tasasız görünmelerine rağmen hem kendi botlarını hem de diğer botları çok iyi gözlemliyorlar ve çok profesyoneller. Kurtarma kanoları ve güvenlik botları arada mesafe bırakarak bizimle birlikte ilerliyorlar. Her suya düşüşümde nasıl olup da saniyeler içinde yanı başımda olduklarını bilemiyorum. Gerçekten çok koordineli ve başarılılar. Nile River Explorers pilotlarının dünya şampiyonalarında madalya kazanmaları rastlantı değil.

6 derecedeki rapidden önce kıyıya yanaşıp botlardan iniyoruz, botlar kıyıdan 30 metre taşınıp tekrar nehre indiriliyor.  Burada suyun düştüğü ve tekrar yükseldiği çukurlar çok derin, debisi yüksek, akıntı kuvvetli ve suyun altında görünmeyen çok sayıda kaya var. O nedenle raft yapılmıyor. Paulo’ya rapidlerin derecelerinin anlamını soruyorum. “1 ilâ 3 hafif, 3 ile 4 normal, 5 kuvvetli, 6 tehlikeli; 7’de ise baraj inşa edildi!” diyor. Afrika’daki en zor parkur Zambezi nehrinde imiş. Yine 5 ile 6 derece arasında değişiyormuş ama rapidler arasındaki mesafeler çok kısa olduğu için her düşüşten sonra toparlanmak için fazla zaman kalmıyormuş ki bu da yüksek bir performans ve tecrübe gerektiriyormuş.

Günün sonunda fotoğraflara da bakınca rafting için neden sıradışı (extreme) spor dediklerini daha iyi anlıyorum. Şimdiye kadar yaptığım en zor spor faaliyeti oldu. Her anı çok heyecanlı, ürkütücü, şaşırtıcı, yorucu, rahatlatıcı, zorlayıcı, ıslak ve eğlenceliydi. Günün sonunda midemde ve ciğerlerimde Nil nehri, heyecandan ve yorgunluktan titriyordum. Pişman mıyım? Hayır. 5 derecelik rafting bir kere daha yapar mıyım? Hayır.

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.